|
|
|
Daha ilkokuldayken matematiğe büyük bir ilgim vardı.Derslerde
verilenler ile yetinmez büyüklerin zor sorular sormalarından ve onlara
cevaplar bulmaktan hoşlanırdım.İlkokul ve ortaokulda sürekli sınıf
birincisi oluyordum. Babam astsubay olmasından dolayı Türkiye'nin değişik
yörelerinde okudum.Bu durum aslında aldığım eğitim açısından önemli
bir dezavantaj oluşturuyordu. En önemli eksi tarafı ise ilkokul 5nci sınıftan
sonra olan Bornova Maarif Kolejinde ( Bornova Anadolu Lisesi ) okuma şansım
olduğu halde babamın tayininin Van-Erciş’e çıkmasından dolayı bu fırsatı
göz göre kaçırmamız olmuştu.Batıda ilk dört yıldan sonra doğuda
iki yıl okudum.Doğal olarak bu durum bende bir gerileme oluşturdu. Orta ikinci sınıfta tekrar Adana merkeze tayinimiz çıkınca
devam ettiğim Ziyapaşa Ortaokulunda oluşan bu eksikleri telafi etmek yaklaşık
olarak bir kaç ayımı aldı.Bu okuldaki ilk dönemin sonunda sınıf birinciliğini
yine ele geçirdim.Orta ikinci sınıfta
her iki dönem de topladığım not 120 üzerinden 110 idi. Bu ortalama
bana yetmedi ve orta son sınıfta ilk dönem 120 üzerinden
115 ve
ikinci dönem 120 puan toplayarak okul birincisi oldum. Bütün notların 10
olması aynı zamanda bu okul tarihinde yaşanmış ikinci olaydı.O yıllarda
maarif koleji yada yabancı okullara gidemeyen öğrenciler için bir başka şans
Ankara Fen Lisesi idi.Henüz diğer Fen Liseleri açılmamıştı. Ancak bu okul
sadece 96 öğrenci alıyordu ve bütün Türkiye'den 20 bin kadar öğrenci seçme
sınavına giriyordu.Maarif kolejlerinde okuyan ve dolayısıyla benden bir yaş
büyük olan , özel hazırlık
dershanelerine giden ve üç büyük şehirde okuyan rakiplerim vardı. Ben hiç
bir özel hazırlık yapmaksızın Türkiye 300ncüsü olabildim ve
Ankara’ya gidemedim.
Okulda yaşadığım diğer önemli deneyim de ortaokullar
arası TÜBİTAK matematik yarışması idi. Öncelikle okul içinde
bu sınava girecek 3 öğrencinin okulumuzdaki 1000 kadar orta 3 öğrencisi
arasından seçilmesi gerekiyordu. Orta 3'lerin her şubesinden en başarılı
1-2 öğrenci toplam 30-40 öğrencinin katıldığı eleme sınavında ikinci gelerek üç
kişilik okul takımına seçildim. Okul takımına seçilince bu defa yıl sonunda yapılacak bölgesel yarışma
için hazırlık dönemim başladı.Yaklaşık bir ay kadar şu anda ismini hatırlamadığım
okul dışından bir matematik öğretmeni ile birlikte çalıştım.Daha önceki
yıllarda sorulmuş olan soruların hepsini çözecek zaman
bulamadım ama az da olsa soru tipleri hakkında bir fikrim oldu.İşin kötü
tarafı o yıllarda klasik – modern matematik müfredatları farklıydı ve
ben klasik matematik çalışmıştım.Sınavda ise modern matematik soruları
gelince ilk anda moralim bozulmuştu. Sınav doğal olarak çok da iyi geçmemişti. Beş
sorudan üç kadarını yaptığımı hatırlıyorum.Sınav sonrası başarılı
olabileceğim aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ama daha sonra Akdeniz Bölge
üçüncüsü olduğumu öğrendim ki bu benim için ilk defa TÜBİTAK adında
bilime destek veren bir devlet kuruluşuyla tanışma demekti. Ödül olarak TÜBİTAK
bana burs bağlamıştı.Meslek hayatına girdikten sonra öğrencileri yarışmalara
hazırlama düşüncesinin temelinde sanırım bu ilk deneyim yatmaktadır.
Belki de daha iyi şartları sağlayarak öğrencilere çok daha iyi başarıları
kazandırma arzusu daha o yıllarda benliğime yerleşmişti.
Matematik dışında en çok sevdiğim ders Resim ve İngilizce idi. Ortaokul birinci sınıfta babamın Ankara'dan getirdiği orta boy Red House sözlüğü en önemli kaynağımdı.O yıllarda şimdiki gibi CD'ler, renkli kitaplar, videolar, yabancı TV programları yoktu. Oldukça zor şartlarda kendi kendime dil öğrenmeye çalışıyor ve kelime ezberliyordum. Yaptığım bütün resimler okulda sergilenirdi. Yakınımdaki insanlarını portrelerini yapardım.Hatta kendi evimizin duvarlarına bir resim sergisi açmıştım. Okuldaki arkadaşlara resim yapar, karşılığında pul alır ve bu pullarla koleksiyon oluştururdum.Mahallemizde atletizm turnuvaları düzenler, rekorları kaydederdim. Mahallemizin futbol takım kaptanıydım ve bekte oynardım. |