Evde Film

Evde Film Parmağım acıyor Gelişim makinası Negroponte Beyin ve inançlar Kadınlar Buz Dansı Uçak yolculukları Beyinde bağlantılar Global ısınma Gönüllülük Yarışma-Yardımlaşma

Home
Up

 

EVDE FİLM SEYREDİYORUM

Şu anda televizyonun karşısında oturmuş moviemax kanalında geleceğin
dünyasını konu alan bir film seyrediyorum.Bu film digiturk denen
bir televizyon şirketi tarafından evime ulaştırılıyor. Bu şirket bu
filmi muhtemelen bu tür filmleri pazarlayan bir dağıtım firmasından
büyük bedeller ödeyerek satın almış ve parasını bizim ödediğimiz
aylık abonelik rakamlarıyla çıkartmaya çalışıyor. Yayın
televizyonuma 18 katlı apartmanımızın çatısına yerleştirilmiş olan
bir uydu anteni yardımı ile alınıyor.Bu anten gökyüzünde 24 saatte
bir tur atan bir insan yapımı uyduya yönlendirilmiş.Uydudan alınan
sinyallerin güçlü yada zayıf olması bazen hava koşullarına göre
değişebiliyor.Tabi en önemlisi yönünün ve açısının doğru ayarlanmış
olması gerekiyor. Gönderilen yayınların deşifre edilmesinde
bilgisayar devrelerine dayanan dijital teknolojinin kullanılmış
olması görüntü netliği konusunda rahat etmemizi sağlıyor.Bu önemli
fark da digitürkün neden hızlı bir büyüme yaptığını bir ölçüde
açıklıyor.İnsanların daha kaliteli görüntü ihtiyacını giderme
konusunda uyanık davranma karşılığını buluyor.

Filmi bir yandan seyretmeye devam ederken kulaklarımı
kullanıyorum.Kulaklarım ulaşan sesleri alıp beynime iletiyor.Beynime
sesin ulaşmasından daha etkileyici olanı aslında bu seslerin
yorumlanış ve anlam kazandırılışı.Beynim Türkçe lisanı içinde gelen
kelimeleri anlamakta hiç zorlanmazken İngilizce
kelimeleri "anlamak"ta aynı hızı göstermiyor.Büyük bir ihtimalle çok
erken yaşlarda beyin hücrelerim gelişirken ayrıntılarını tam olarak
bilemediğim bir tarzda hücreler arası bağlantılar yeterince
kurulamadığı için ve bu tür anlam oluşturan bağlantılar daha
sonraki yıllarda dil öğrenim sırasında kurulmaya çalışıldığı için bu
tür bir yavaşlama söz konusu.Geçenlerde bir beyin hücresinin başka
hücrelerle yaptığı bağlantı sayısının on binlerle ifade edildiğini
okumuştum.Bu şekilde milyarlarca beyin hücremin ben yaşamaya devam
ettikçe başka bağlantılar kurmaya çalıştığını düşünmek gerçekten çok
şaşırtıcı.Kim bilir hissettiğim duygular için ne şekilde ve ne kadar
çok sayıda bağlantılar oluşturuluyordur.

Tabi ben bu satırları kaleme alırken ve bir yandan filmi izlemeye
devam ederken içinde yaşadığım odanın sıcaklığı aklıma geldi.Çoğu
zaman 20 C olan sıcaklığı pek hissetmiyoruz ama dışarıda sıcaklığın
3-5 C olduğu bir anda bu sıcaklığın oluşması için kaloriferlerimiz
çalışıyor.Bu kaloriferler borularla kazan dairemize bağlı.Orada
sabah akşam bizlerin iyiliği için çalışan ve parasını bizim
ödediğimiz bir kapıcımız var.Bu zat bir şeylerin yanlış gitmemesi
için sürekli kontroller yapıyor ve gerektiği durumda olaya müdahele
ediyor. Gerçi onun pek müdahelesine gerek kalmaksızın kazan sistemi
gelen doğalgazı otomatik olarak yakacak şekilde tasarlanmış.Bu
tasarımda mühendislerimizin ve onları yetiştiren üniversitelerin
emeği büyük. Kazanda ısınan su borularda ısı iletimi kurallarına
uygun biçimde dolaşıyor.Odada ısının iletimi ise termodinamik
molekül hareketlerine göre işliyor.Şimdi sadece bu ısı iletimi ile
ilgili molekül hareketleri için belki bir dönemlik üniversite dersi
alınabilir ama ona zamanımız yok.

Ayaklarımın yere bastığı halı gözüme ilişince bu halının farklı
yönleri kafamda çağrışımlar yaptı.Öncelikle bu halının üretildiği
tekstil fabrikalarının gelişimi sanayi devriminin en önemli
adımı .Nitekim bundan 150 yıl önce İngiltere'de Amerika'da bu tür
fabrikalar kuruluyordu. O zamanlar İngilizlerin yaşadığını biz şimdi
yeni yeni yaşıyoruz.Geçen gün Gaziantep'teydim. Şehir sanayileşmenin
acı tatlı renklerini yansıtıyordu.Bir tarafta geniş alanlara
kurulmuş yüzlerce binlerce irili ufaklı fabrika ve tesis diğer yanda
bu fabrikalarda çalışan yüz binlerce fakir işçiye ev sahipliği yapan
gecekondular.Bu işyerlerinde işçilik çok ucuz çoğu zaman SSK'ları
bile ödenmiyor.Hatta maaşlarını bile alamıyorlar. Yine çoğu zaman
sipariş üzerine çalışılabiliyor. Bunun anlamı iş sürekli değil.Tabi
aş da….İşte bu zorluklar ile üretilen bir halının üzerine ayaklarımı
koymuş keyfini sürüyorum.Binlerce fakirin gözyaşı alın teri binlerce
mühendisin zihin işçiliği deneyim ve birikimi ile örülmüş halılar…
Geçen bir fabrikatöre sordum.Bu fabrikalarda pahalı makineleri neden
üretemiyoruz diye. Hazır almak daha ucuz oluyor dedi. Bu açıdan
bakarsanız aslında gelişmiş ülkelerin 150 yıldan daha da gerisinde
olabiliriz.Çünkü onlar kendi makinelerini üretmişlerdi.Biz ise
sadece hazır alıp kullanmasını becerebiliyoruz. Neyse

Bu halıların bir başka ilginç özelliği de içlerinde yaşayan
böcekler.Bunlara "mite" diyorlar. Geçenlerde belgeselde
seyretmiştim. Enva-ı çeşit tür muhtemelen insanın ve tüylü
hayvanların evrimi ile birlikte kaç yüz bin çeşide ulaşmış da
olabilirler.Bir acayip alem bu "mite"ların dünyası .Gece yatarken
yataklarımızda vücudumuzdan dökülen deri parçacıklarını yiyerek
besleniyorlar. Tabi bunlar da kendi aralarında bir av avcı sistemi
içinde ölüm kalım mücadelesi veriyorlar. Onların da çocukları
oluyor .Türler arası tuhaf dengeler kuruluyor. Eminim bu canlıları
görebilen gözlerimiz olsaydı yataklarımızda uyuyamazdık. Vücudumuzun
yenilenmesi deyince aslında kemiklerimizin yenilenmesi çok ilgimi
çekiyor. Kemiklerimiz ve derimiz gerçekten sürekli olarak gözle
görülmeyen zedelenmeleri tamir edecek şekilde programlanmışlar..Tabi
şimdi burada programlanmışlar demek kolay.Bu programın moleküler
düzeyde genlerimize yazılması insanın tüylerini ürpertecek
düzeyde.Ben buna bazen 15 milyar yıllık evrim diyorum.Her nasıl oldu
ve geliştiyse atomlar moleküler düzeyde nasıl davranacaklarını çok
iyi biliyorlar sanki.Yada çok iyi öğrenmişler.Yine geçen okuduğum
bir makalede en çok hayret verici olanın hücrelerimizin gelişim
senaryosunun nasıl yazılmış olabileceğinin programlanması konusuydu.
Yani bir organın gelişimi sırasında bir sonraki hücre hangi üç
boyutlu konumda yerleşmesi gerekiyor.Buna kim nasıl karar
veriyor.Tabi en az bunun kadar şaşırtıcı olanı ise hangi aşamada tek
bir hücreden farklı hücrelerin oluşması sırasında zamanlama
açısından bir karışıklığın olmaması. Ve aslında bazı farklılıkların
da olması da gerekli çünkü hiç birimiz birbirimize de benzemiyoruz.
Ve yaşadığımız deneyimlerin bir şekilde genetik havuzumuzu
şekillendiriyor olması bir o kadar ilginç.
 

19 Aralık 2002