NEGROPONTENİN ENFES KAPUÇİNOSU
Şu sıralar Küresellşemenin Geleceği adında Boyner Yayınlarınca
basılan 2002de basılan Thomas Friedman'a ait (ilk defa 99 da
yayınlanmış) bir kitabı okuyorum. Kitabın bir yerinde yazar tam da
bizim burada dile getirdiğimiz usluba benzer bir tavır
içinde "aslında neler oluyor"u seslendirmiş. Grubumuza Friedmanın
bir katkısı olarak ve aslında çok daha tuhaf bir çaba içinde
olmadığımızı gösteren uluslararası bir örnek olması yönü ile hiç
üşenmeden kitaptan o bölümü kelime kelime yazarak bilginize
sunuyorum.
"Dijitalleştirme tekniği sesleri tınıları sinema filmlerini
televizyon sinyallerini müzik renk resim sözcük belge ve sayıları
bilgisayar dillerini ve aklınıza gelebilecek her türlü veriyi önce
bilgisayar bitlerine dönüştürmenizi ve sonra da telefon hatları
uydular ve fiber optik kablolar aracılığıyla dünyanın her yerine
iletebilmemizi sağlayan bir sihirbazlık.Bilgisayar işlemlerinin
temel molekülleri olan bitler aslında farklı 1 ve 0
kombinasyonlarından başka bir şey değil. Dijitalleştirme her türlü
ses görüntü sayı yada harfi 1 ve 0'lardan ibaret kodlara
indirgeyerek telekomünikasyon teknolojisi yardımıyla başka bir
noktaya göndermek anlamına geliyor. Gönderildikleri yerde bu kodlar
çözülüyor ve alıcı için yeniden oluşturularak aslına çok yakın bir
şeye dönüştürülüyor. Being Digital'in yazarı Nicholas Negroponte'un
çok isabetli bir dijitalleştirme tanımı var. "Birdenbire harika bir
toz kapuçino icat etmiş olduğunuzu düşünün ; o kadar harika ki
üstüne suyu eklediğinizde sanki bir İtalyan kafesinde yapılmış kadar
nefis ve hoş kokulu oluyor ." Ve Negroponte'un işaret ettiği gibi
artık daha çok şeyi toz haline getirebiliyoruz..Bunları atomlardan
bitlere görüntü ve seslerden 1 ve 0'lara dönüştürüyor, sonra her
zamankinden daha çok yere her zamankinden daha çok ucuza
gönderebiliyoruz.
Süreci şöyle düşünün : Mikroçip ve bilgisayar atomlardan oluşmuş her
şeyi bitlere dönüştürebilen bir kalorifer kazanı gibi .Uydular
telefon hatları ve fiber optik kablolar bu kazandan dünyanın geri
kalanına uzanan borular gibi Bu borular teknik olarak geliştikçe –
dijital boruların saniyede kaç bit aktarabildiğini gösteren bant
genişliği arttıkça kazanın bitlere dönüştürdüğü atomlar giderek daha
fazla taşınabilir hale geliyor.
Bu dijitalleştirme süreci içinde bulunduğumuz küreselleşme çağını ve
onu benzersiz kılan özellikleri anlamamız açısından çok büyük önem
taşıyor . Bu yüzden burada bir dakika durup sürecin gerçek hayattaki
işleyişine bir örnek vermeye değer. New York'ta telefonu elinize
alıp Bangkok'taki bir arkadaşınızı arıyorsunuz . Ahizeyi kulağınıza
dayayıp konuştuğunuzda soluğunuzun yarattığı hava basıncı telefonun
içindeki bir diyaframa çarpıyor. Sonra bu diyafram sizin sesinizin
tınısıyla ileri geri giderek hareket ediyor. Diyafram elektrik
kablolarından oluşmuş bir bobinin yanında bulunan bir mıknatısa
bağlı . Diyafram mıknatısı hareket ettirince manyetik alan kablonun
içinde bir akım yaratıyor.Sesiniz alçalıp yükseldikçe bu manyetik
alan dalgalanıyor. , dolayısıyla sesinizin yükselip alçalmasıyla
birlikte kablonun içindeki akım da dalgalanıyor. Böylece ağzınızdan
çıkan tını ses perdenizdeki değişimlere bağlı olarak bir dalga gibi
yükselip alçalan bir elektrik sinyaline dönüştürülmüş oluyor.Bir
sesin osiloskopla izlenmesine tanık olduysanız bunu görmüşsünüzdür.
Bunu iletilebilir bitlere nasıl dönüştürüyoruz? Temel olarak bu
elektrik dalgalarının dörtgenlere bölünmüş bir yüzey üzerinde
alçalıp yükseldiğini hayal etmemiz gerekiyor.Her dalgayı minik
dilimlere ayırın. Her dilimin yüksekliğini ölçün ve sonra bunlara 0
ve 1 cinsinden ifade edilmiş birer numara verin.Sözgelimi 10
birimlik yükseklik 11110000, ve 11 birimlik yükseklik 111110000
olarak ifade dilsin ve bu böylece sürüp gitsin.Bu 1ler ve 0lar bir
araya toplandığında dörtgen kare dalga adını alan bir elektriksel
vuruya çevriliyor. Okyanus dalgaları gibi yükselip alçalan ve iletim
sürecinde küçük bozulma ve değişimlere uğramaya daha yatkın olan
analog ses dalgalarının tersine dörtgen dalgalar sadece birlere
karşılık yükselir ve sıfırlara karşılık alçalırlar. Böyle bir sinyal
alan bir aygıtın sinyali doğru olarak okuması çok daha kolaydır.
Dalgayı okumaya çalışmak yerine bütün yapması gereken şu soruyu
sormaktır.: Yükseldi mi? Alçaldı mı? Dijital kopyaların her zaman
çok daha net olması ve New York'ta ister ağzınızdan ister
faksınızdan isterse bilgisayarınızdan bir 1 ve 0'lar dizisi olarak
çıkan her şeyin öbür uca tıpatıp aynı 1 ve 0lar dizisi olarak
ulaşması bu yüzdendir.
Ama diyelim ki telefonda uzun konuşmayı sevenlerdensiniz ve
Bangkok'taki arkadaşınızla sıkı bir sohbete daldınız.Bu durumda
iletilmesi gereken 1 ve 0'lardan ibaret elektrik vurularının miktarı
artacaktır.Teknolojinin mucizeleri sayesinde bu 1 ve 0ları
sıkıştırma şansına sahibiz.( Bunu kısaca 11111111 ve 00000000 yerine
8*1 ve 8*0 dedirterek yaptırıyoruz.) Artık sesim bitlerden oluşan
derli toplu ufak bir pakete dönüşür.Şimdi sıra bunları
aktartmakta.Bunu birkaç yolla yapabiliriz .En basit yol bir değişken
akım yaymaktır.; bu yöntemde kabaca açıklarsak 1'ler bir volta ve
0lar iki volta karşılık düşer.Bitleri fiber optik kablolarda da
taşıyabiliriz; bu yöntem ışık vuruları yaymaya dayanır.Yani 1'lerde
ışık yanar ve 0'larda ışık söner.( Kompakt diskler bir alüminyum
tabakasıyla kaplanmış basit plastik plaklardır.Her 1 için plakta
ufak bir çukur açılır.0'lar için ise plağın yüzeyi düz bırakılır.CD
çalarınızın bütün yaptığı , plaktaki her halkaya küçük bir lazer
ışığı tutmak, 1 ve 0'ları okumak bunları yeniden başlangıçtaki güzel
seslere çevirmektir.)Bir başka yöntem 1ler için yüksek bir tını 0lar
için alçak bir tını kullanarak radyo dalgalarından
yararlanmaktır.Hangi yöntemi seçersek seçelim , her seferinde
kusursuz bir kopya elde etme ihtimalimiz yüksektir.Bangkok'la
yaptığım telefon konuşmasına dönersek sesim fiber optik ışık
vurularına dönüştürülmüş sonra Bangkok'a ve arkadaşımın telefon
alıcısına ulaşan bu vurular 1 ve 0'ları belirli büyüklükteki bir
voltaja çeviren minik bir aygıt aracılığıyla yeniden ses dalgaları
haline getirilmiş olabilir.Telefonun içindeki elektrik bobinine
çarpan bu voltaj bir manyetik alan yaratır.,bu alan mıknatısı ileri
geri hareket ettirir,mıknatıs ahizenin içindeki diyaframı oynatır.,
diyafram havayı iter,hava yeniden benim sesime dönüşür. Presto!
İşte Negroponte'un enfes kapuçinosu hem de her seferinde." Sayfa 73-
76