|


| |
BEYNİMİZ VE İNANÇLAR
İnançların beynimizde oluştuğunu düşünüyorum. Aslında kestirme bir
ifade ile beynimizde oluşan biyolojik kimyasal ve fiziksel
olaylarında ötesinde matematiksel bir hesaplama olduğunu ifade etmem
hızlı bir giriş olabilir.Dilerseniz bu cümleleri biraz açıklayayım.
Beynimiz düşünebilen bir biyolojik alet.Çevremizden beynimize ulaşan
bilgi ve veriler daha sonra beynimiz tarafından (değer)lendirilip
yani bir şekilde işlenip bir tür üst düzey bilgiye dönüştürülüyor.
Bu işlemin biyolojik olarak hücrelerimiz içinde moleküler düzeyde
nasıl gerçekleştiği 2000 li yılların çözebileceği konulardan.Bu
dönüştürülme sırasında beynimiz bir tür kurgu yapıyor başka bir
ifade ile bir tür yoktan varetme süreci oluşuyor.Veriler anlamlı
gelen "şey"lere dönüşüyor.Yani kırmızı dalgaboylu ışık fotonları
gözümüzde elektrik sinyalleri oluşmasına yol açıp bu elektrik
sinyalleri beynimize ulaştığında beynimizdeki hücreler retinadaki
çok sayıda alıcı hücreden gelen çok karmaşık bilgileri hızlı bir
şekilde yorumlayıp kırmızı renk ( yada onun tonları ) dediğimiz
anlamlı bir kurgunun oluşmasına neden oluyorlar.Aslında beynimiz
kırmız rengi kendi içinde yeniden yaratıyor.( Bunu rüyalardan
biliyoruz.Rüya sırasında herhangi bir fotonun göz ile ilişkiye
girmesi söz konusu değildir.)Tabi bu anlamlı üst düzey bilginin
nasıl oluştuğu şu aşamda tam olarak bilinmiyor ama herhalde belirli
bir süre sonra o da birtakım modellerle ve bilgisayar
hesaplamalarıyla daha anlaşılır hale gelecek.Ama sonuçta ister
hesaplama olsun isterse başka bir şey olsun bir tür karmaşık
hücresel, kimyasal fiziksel ve en sonunda matematiksel işlem söz
konusu denilebilir.
Beynimiz doğası yada alışkanlıkları gereği bu tür kurguları yapmaya
oldukça alışmış ve hatta bunlarsız yapamıyor.Biz bu tür kurgulara
kalıplar da diyebiliriz.Neden bu tür kalıpların oluşturulduğunu
sorarsanız bunlar hayatta kalmayı kolaylaştıran zihinsel araçlar
olmalarından sanırım.Evrimleşme sürecimiz içinde atalarımızın
beyinleri bu tür bilgileri belirli kalıplar halinde kurgulamayı
oldukça faydalı olduğunu öğrenmiş olmalı.Yani sıcak veya soğuk ,
güzel ve çirkin yada iyi yada kötü olarak tanımlanması hayatta
kalmayı kolaylaştırmış olmalı.Üretttiğimiz bütün kalıplar ve
kavramlar zaman içinde daha üst düzey bilgilerin , daha üst düzey
kalıp ve kavramların ortaya çıkmasına olanak tanıdı diye
düşünüyorum.Önceleri sadece karnını doyurmayı düşünen temel fiziksel
ihtiyaçları karşılamaya yoğunlaşmış atalarımız zamanla daha üst
düzey gereksinimler ile karşılaştılar.Mesela birlikte olmaya
alıştıkları (alışmak ta bir kalıp) yakınlarından ayrılmadan doğan
zararı (ki zarar da bir beyin kurgusu) "acı" olarak kurgulayıp bu
acılardan kurtulmak için çözüm yolları arayışı içine
girdiler.Biliyorum anlattıklarımın tamamı da size bir tür kurgu
olarak gelecek ama yapılabilecek başka bir şey olmadığını da
düşünüyorum.Biz insanların en önemli yeteneği tahminde ( oda bir tür
kurgu) bulunabilme becerisi. Ve hatta tahminde bulunabilme
yeteneğimiz kaybolduğu anda hayatta kalmamız oldukça zorlaşacağını
biraz düşününce görebilirsiniz.
Neyse devam edeyim.Zamanla temel gereksinimlerini karşılamakta
hayatı daha kolay yönetmeye başlayan atalarımız daha üst düzey
gereksinimler olarak düşünülebilecek konular olan hayatın anlamı,
varlık ölüm vs konularına çözüm arayışlarına girdiler.(Gerçi bugün
bile geçim sıkıntısının had safhada olduğu bir dönemde bir çok kişi
için hala bu tür konulara zaman ayırmak lüks sayılabilir)Önceleri
çok tanrılı çözümler ortaya çıktı.Hemen herşey put ve
ilahlaştırıldı. Aslında bu tür yaklaşımlar belirli bir dönem için
hayatı kolaylaştırdı da .Bunun yanında insanların birbirleri
üzerinde üstünlük sağlamada faydalandıkları birer politik ve
ekonomik güç aracı oldular.( Bugün de bu bu genetik çabalar bazı
kişi ve gruplarda devam ediyor) Ama zamanla gelişen düşünme yapısı
yada ortak akıl da denebilecek insani kültür birikimi çok tanrıların
çözüm üretmediğini görebildi. İnsanlığın ortak aklı geliştikçe tek
tanrılı dinler gelişti.Bu dinlerin gelişmesi sırasında ortaya konan
vahy yada ilham adını verdiğimiz beyinsel kurgular da aslında kendi
içlerinde bir tür evrim geçirdi.Bir çok
başarısız "haberci" ,"kahin " vs ortaya çıktı ve bunlar acımasız
zamanın dişleri altında ezilip yokoldu.Bir kısmı ise insanlara
faydalı olduğunu ispatlamış ve daha etkin çözümler üretebilmiş
olarak uzun ömürlü olabilme başarısı gösterip büyük dinlere ve
inanışlara dönüştüler.Bugün bile hala bir çok dinsel kurguların
hayatı kolaylaştırdığını görebiliyoruz.
Özellikle bir yakınını kaybeden çocuğu yada çözümsüz bir hastalığa
yakalanmış bir ihtiyarı teselli edebilecek hangi rahatlatıcı araca
sahibiz.Gerçekten de tamamen ateist bir hayat gerçektende
dayanılmayacak bir hayat olurdu. Bugün ateistlerin çoğu allahı inkar
etmek yerine sadece mevcut yöntemlerle ispat edilemeyeceğini
söylüyorlar ( ki çoğu inanan kişide farklı bir şey söylemiyor ve bu
olayın bir tercih sorunu olduğunun farkında ve aslında biri bardağın
yarısı boş derken diğeri de yarısı dolu diyor!). Ateistlerin hemen
hepsi yaşamlarını devam ettirecek ve karanlığı ışığa çevirecek bir
kurguyu bir şekilde içlerinde yaşatmaya devam ettiriyorlar.Zaten o
ışık da söndüğünde yaşamın hiç bir anlamı kalmıyor ve intihar
kolaylaşıyor (sanırım) Dinsel kurgular yada modeller bu anlamda
insanlığın büyük kesimi için birer çözüm olduklarını ve olmaya devam
ettiklerini görmemek imkansız.Belki de bu açıdan insanlar yaşadıkça
dinler de ( o veya bu şekilde ) bu açıdan yaşamaya devam edecekler.
Başladığımız yere dönersek beynimiz hayatta kalabilmek için
geliştirdiği bir çok yöntem arasında en önemlilerinden birisi
kurgulama becerisi.Önceleri birer olasılık olarak başlayan
düşünceler zamanla birtakım verilerin birikmesi sonucu oluşan
baskılar yada gereksinimlerin yaşamı kolaylaştıracak şekilde kişiyi
zorlaması ile oluşan isteklerimiz sonucunda bir tür düşüncesel
alışkanlık olarak da nitelenebilecek kanaat ve inanca dönüşüyor. Bu
tür zihinsel yapılar bazılarında tiryakilik düzeyindeki tutkulara
dönüşüp katılaşırken bazılarında daha esnek kalabiliyor. Bu yapısal
farklılıklar içinde yetişilen kültürel çevre ve biraz da genetik
özellikler ile oldukça yakından ilgili (Neden %99 olasılıkla musevi
bir ailede doğan çocuk musevi oluyor? Yada babası dindar olan çocuk
da büyük olasılıkla babası gibi dine eğilimli oluyor ) Tabi gelişen
dünya şartları, haberleşme ve iletişimin artışı, globalleşen
kültürler bu tür statükocu olguları gittikçe kırabiliyor.Sanırım
yakın gelecekte çok daha farklı yönelişler ve hatta farklı inançları
dağılımına açık toplum yapıları ile karşılacağız.Yine bilimsel
düşünme yöntemlerinin son yüzyıllar içinde gelişme göstermesi de
bence dinsel inançlar açısından oldukça ciddi bir tehdit.
Sonuçta insanlar içinde yaşadığımız ve çözümü olmayan şartlar gereği
inanç üretmeye, inanç kurguları geliştirmeye devam edecekler.Belki
daha yeni dinler çıkacak, belki eski dinler evrim geçirecek ama
olayları ve evreni anlamlandırma biçimi olarak da tanımlanabilecek
inançlarla kumar oynmaya devam edeceğiz. Zaten içinde yaşadığımız
oyun bir tür kumar ve evrenin kendisi ( yada arkasındaki güç) en
büyük kumarcı değil mi?
14 Ocak 2003
|