|


| |
Şu an Avrupa Artistik Buz Pateni Şampiyonasını seyrediyorum. Her
ülkeden binlerce yeteneğin arasından sıyrılmış seçkin yıldızlar
şovlarını sergiliyorlar. Biraz önce bir Rus çifti vardı. Oldukça
deneyimli ve eski başarıları da olan bu çift en çok etkilendiğim
dansı izlettirdiler. Hiç şüphesiz en yüksek puanları da onlar
topladılar. İlginç olanı tamamen ortak olabileceğini
söyleyebildiğim evrensel vücut dili ile sanki haberleşircesine
hakemlerde bu çifte en iyi puanları verdiler ve seyircilerin
alkışları da hiç durmadı. Bir İnsanın yüreğini hoplatan parmak
ısırttıran danslarını kendimden geçercesine hayranlık içinde
seyrettim. Yaşları 28-29 civarı olan bu dansçılar kaç yıldır bu
alanda çalışıyorlar ve kim bilir kaç yıl kaç gün kaç saattir buz
üstünde çalışıyorlar.Bunlar danslarını icra ederken kim bilir neler
hissediyorlar , neler düşünüyorlar, kim bilir onların yakınları
kardeşleri anne babaları neler hissediyor. Tabi televizyonda ben buz
dansını seyrederken arka planda oldukça seçkin bir kültür düzeyinde
oldukları hissedilen seyircileri görüyorum. Tribünler hayranlarla
hınca hınç dolu. Arada bir dansçıların hocaları ve antrenörleri
gösteriliyor.Kim bilir onlar öğrencilerini bu hale getirebilmek için
ne kadar çok uğraştılar ,ter döktüler, kafa patlattılar.
4-5 dakika süren her dans için muhtemelen birkaç sene ciddi ciddi
çalışıyor. Kaç tane senaryo oluşturuluyor ve kaç tane müzik denenip
eleniyor.Kaç tane figür denenip en etkili olanları evrimleşiyor.
Gösteri sonunda teknik ve artistik sunum puanlandırması yapılıyor.Bu
puanlamaları profesyonel hakemler birbirlerinden bağımsız olarak
yapıyorlar.İlginç bir şekilde bağımsız ve habersiz verilen puanlar
birbirlerine oldukça yakın çıkıyor. Bir ara hakemlerin hangi
kriterlere göre puanlandırma yaptıklarından bahsedildi. Dansçıların
seçtikleri müzikten kareografiden tutun çalınan müzik ile eşgüdümlü
olarak yapılan figürlere çiftlerin her an birbirleriyle ve müzikle
olan uyumlarına varıncaya kadar buz alanının tamamını homojen bir
şekilde kullanabilme yeteneğinden gösterilen figürlerdeki orijinal
ve hiç beklenmedik hareketleri çıkartmalarına varıncaya kadar 15-20
kadar farklı alanda değerlendirme yapılıyor.Ben olsam her bir kriter
göre değerlendirme yapabilmek için dansı 15-20 defa seyretmem
gerekirdi. Bu hakemler aynı anda bu kadar farklı açılardan bakarak
bu kadar farklı kriterleri akıllarında tutarak geçmiş yıllarda ve bu
şampiyonada ortaya konan şovların birikimiyle oluşan ve adeta ayrı
bir dil sayılabilecek bir dünyada nasıl sağlıklı ve tutarlı ve
birbirine yakın kararlar verebiliyorlar ve bu kararların oluşması
sırasında beyinlerinde hangi biyo kimyasal fiziksel süreçler
oluşuyor.Şaşırmamak elde değil.
Dansçıların insanı büyüleyen şovları sırasında gösterdikleri
fiziksel uyum , direnç, estetik anlayışı, konsantre oluş düzeyi,
kusursuzluk, beden el kol ayak ve gövdenin koordinasyonu için
senelerce çekilen emekler bir anda insanın gözünün önünden
geçiveriyor. Bir an için eski yunan medeniyetlerinde antik
tiyatrolarda yüzlerce zengin insanın amfileri doldurup karşılarına
geçen seçkin sanatçıların gösterileriyle eğlendikleri bir tarih
şeridi gözümün önünde canlanıyor. Sonra bu gösteri ile ortaya konan
dev endüstri ve milyonlara milyarlara ulaşan seyirci kitlesi gözümün
önüne geliyor. Tarihler değişse de insanlığın temel ihtiyaçları pek
değişmemiş anlaşılan.İnsanlar eğlenmek, dikkat çekecek gösteriler
izlemek, yeteneklerin uç ve zorlayıcı noktalarını yakalamak
Süpermenleri Süperwomanları izleyerek bir anlamda eskilerin tanrı
ve tanrıçalarına benzer şekilde yeni modern tanrıları karşılarında
görmek istiyorlar adeta. Hayatın her alanında bu tür tanrılaşmış
yetenekler yetiştiriliyor ve hayranlar kitlesi , kendinden geçenler
güruhu oluşturularak tapınma gereksinimimiz giderilmeye çalışılıyor
sanki.
24 Ocak 2003
|