Çoğumuzun bildiği bir konu belki ama bugün belgeselde uzmanlarınnın
dilinden verilen örnek, yorum ve tahminlerle dinleyince dikkatimi
çekti: Global ısınma tehlikeli boyutlarda devam ediyor.
Son yüzyılda özellikle sanayileşmiş ülkelerin sadece kendi
zararlarına değil dünyanın geri kalan kısmının da dengesini bozacak
şekilde petrol yakıtlarını kullanmaya devam etmesi iklimleri
değiştirmeye başladı.Bunun doğal sonucu olarak 2050 ye kadar
dünyadaki bütün denizler 50 cm yükselecek. Denizler yükselince
akarsular akacak yer bulamayıp sellere ve taşkınlara yol
açacaklar.Isınma sadece deniz kenarlarında değil dağların
zirvelerindeki buzulların ve karların erimesine de yol açacağı için
iç kısımlarda da seller toprak kaymaları vb felaketler görülecek ki
bunlar belirli ülkelerde başladı bile.
Petrol ürünlerinin artıkları yağmurun içeriğini o kadar etkiledi ki
şu anda Avrupa'nın bir çok şehirlerinde suyun asitlik düzeyi limon
suyunun asitlik düzeyine ulaştı. Bu artmaya devam ettikçe ormanlar
daha hızlı ölecek, canlı türleri daha hızlı azalacak, yangınlar daha
çok çıkacak, içtiğimiz su çok daha fazla kirlenecek, yediğimiz
gıdaların kalitesi gittikçe bozulacak.
Zenginler bir takım özel önlemlerle daha doğal ürünler satan
köylerden veya bölgelerden kendi gıdalarını getirebilme ve özel
mekanlarda dışarıda yemek yiyebilme tarzı çözümlerle kendilerini
koruyabilseler de şehirlerde yaşayan ezici çoğunluk daha çok
hastalığa maruz kalacak hayat kalitesi daha çok düşecek.
Olay sadece doğal felaketlerin artmasıyla ilgili değil. Şehirleşme
ve globalleşme sonucu birbirini tetikleyen ekonomik felaketler ,
borsa çöküşleri, toplu işten çıkmalar , sosyal yıkımlar , AİDS
benzeri yeni salgın hastalıklar , yeni sosyal suçlar, terör
çeşitleri, kaynakların azalmasına bağlı savaşlar ( önümüzdeki Irak
örneği gibi) vb olaylarla da önümüzdeki 50 yıl oldukça hareketli ve
bir o kadar da fırtınalı geçeceğe benziyor.
Konunun daha önce gündeme getirdiğim hayatta kalma sorunu ile ilgisi
var. Güçlü ülkeler ve gelir düzeyi yüksek toplumlar yada kişilerin
hayatta kalmak için belirli politik yalan dolan teknikleri ile diğer
insanların gözlerininin içine baka baka saldırganlaşmasına yol
açacak. Bu tür tavırların kulelerin yıkılması olayında olduğu gibi
sadece gelişmemiş ülkelerde değil gelişmiş ülkelerde de yansımaları
olacak. Akla hayale gelmeyen tarzlarda kontrol amaçlı istihbarat
biçimleri, bilgi sistemlerini çökerten hacking türleri, saldırı ve
terör çeşitleri , intihar benzeri kendi neslini koruma amaçlı
evrimsel tepkileri artan dozlarla izlemeye devam edeceğiz. Kısa
hayatlarımıza doldurabildiğimiz deneyimler , yapabileceğimiz işler ,
kazanabileceğimiz paralar, elde edeceğimiz bilgiler, ulaşım ve
iletişimin artmasıyla belki çok daha fazla artacak Geleneksel sosyal
ilişkiler iyice zayıflarken aile kurumu iyice çökecek daha çok
çocuk anne yada babasız büyüyecek ve potansiyel suçlu üretimimiz
artacak.insanlar daha çok işsiz kalacak, daha çok işten atılacak,
hayatta kalmak için daha çok okuyup öğrenmek zorunda kalacak hatta
ölünceye kadar sertifikalar almaya devam edecekler. Hatta yeniden
sağlığa kavuşma ve uzun yaşam ile ilgili mucizevi teknolojiler
gelişecek ve yaygınlaşacak ama hayatlarımızın içi daha boş, daha
kalitesiz , doğallıktan uzak, daha sığ, daha riskli hale gelecek.
İnsanlığın milyonlarca yıllık evrimde kazanabildiği beceri ve
yetenekler muhtemelen bu hızlı değişim temposuna uyum konusunda
sınırlarımızı zorlayacak. Sınırlarımızın zorlandığı noktalarda
muhtemelen daha çok robotik ve elektronik bağımlı hayatlar yaşamak
zorunda kalacağız.
Global ısınma konusu ile paralel olarak ortaya çıkan
felaketlerden birisini de sosyal felaketler olarak
bahsetmiştim. Bugün okuduğum küreselleşmeyi anlatan
kitapta ise bu konu yani küreselleşme sonucu ortaya
çıkan ekonomik uçurumların acımasızlığı dile
getiriliyor. Gerçekten de uçurumların artışı dozu her
geçen gün artan yeni ve insanlığın çehresini
değiştiren bir evrimsel araç gibi çalışıyor.
Basit birkaç örnekle açıklamaya çalışayım. NBA’gibi
yıldızlar ve rüyalar ligi olan bir pazarda aynı 12
kişilik takımda oynayan iki oyuncunun birinin
(Michael Jordan) yıllık geliri 80 milyon dolar iken
diğeri onun 400 de biri yani 250 bin dolar alabiliyor.
Yani ekonomik uçurumları görmek için çok uzaklara
gitmeye gerek yok. Şansı olan, bir işi biraz daha iyi
yapan eksponansiyel katlanma etkisi ile “malı
götürüyor”. Bill Gates in geliri aynı ülkedeki 100
milyon fakir insanın gelirine eşit. Orta sınıf diye
bir şey kalmıyor. Dün NTV de Brezilyayı anlatan bir
programda izlemiştim.Rioda saraylara benzeyen bir
villalar semti var ki o bölgede ülkenin en pahalı
okulu var. Aylığı 2000 dolar.Gözünü çevirdiğinizde
görebiliyorsunuz , aynı bölgenin hemen yanında bir
gecekondu bölgesi var. Oradaki insanlar için bu para
bir yılda bile kazanılamıyor. Mısırda yine muhteşem
bir golf turizm tesisinin hemen yanında 500 bin kadar
insan mezarlarda yaşıyor.Buna benzer örnekleri
artırmak mümkün. Önemli olan bu uçurumun kaotik bir
şekilde ama artan bir hızda artmaya devam ettiği ve bu
yeni küresel ortamda mahalle takımı mantığıyla
yaratıcı olmayan çözümlerin hayatta kalmak için hiçbir
işe yaramadığı fakat her alanda bir adım önde olmanın
gerekliliği.
16 Mart 2003