|
|
|
OLİMPİYATLARLA
TANIŞIYORUM Bazı temel fizik kaynak kitapları araştırmak ve bilgi
almak üzere ilk senemin ilk döneminde Ankara seyahatim oldu.Bu seyahat sırasında
TÜBİTAK binasına uğradım. ve ilk
defa uluslararası fizik olimpiyatlarının var olduğunu öğrendim.
Olimpiyatlara daha önceki yıllarda katılmış öğrencilerin listesi ve fotoğrafları
duvarda asılıydı.Bu öğrencilere büyük bir gıpta ile baktım.Acaba benim
de bu öğrenciler gibi madalya alan öğrencilerim olabilir miydi? O sırada bu
tür düşünceler bir hayalden ibaretti.Hiç de gerçekçi değildi ve ulaşılabilir
bir hedef gibi görünmüyordu. Yaşım gençti, tecrübem yoktu, nasıl bir yöntem
izleyebileceğimi bilmiyordum, kaynaklarım sıfırdı ve okulumda bu düzeyde
öğrencilerin olmasını da beklemiyordum. Bu arada o sene sonunda yapılacak
olan bir sınavdan haberdar oldum. Bu yarışma lise 1 öğrencileri arasında
yapılacaktı ve olimpiyatlara yönelik bir aday kadronun oluşturulmasını
hedefliyordu. Daha önceki yıllarda elemeler sadece ÖSS de en başarılı 20
okulun öğrencileri arasında yapılmaktaydı.1989 yılı Mayıs ayında ise
ilk defa farklı bir uygulama düşünülmüştü. (Sanırım bu düşüncenin
arkasında yatan sebep “acaba ilk 20 ye giremeyen okullardan da başarılı öğrenciler
çıkabilir mi” sorusu idi) Enteresan bir şekilde daha sonra takip eden 4 yıl
boyunca bu uygulamadan yine vaz geçilerek eski sisteme dönüldü.Dolayısı
ile öğretmenliğimin ilk senesinde lise 1 öğrencileri arasında bir sınav açılması
benim için tarihi bir fırsattı. Bu sınav bir sene önce yapılmış olsaydı
treni kesinlikle kaçırmış olurdum ve böyle bir kitabı yazmam imkansız
hale gelirdi. Eğer bu sınav yine bütün okulların katılabileceği tarzda
fakat lise 2 yada 3 öğrencileri arasında yapılsa idi benim 6 ay gibi kısa
bir zamanda başarı gösterme şansım tamamen sıfırlanacaktı ve yine böyle
bir hikayeyi size anlatamazdım. Ankara'dan döner dönmez bu bilgiyi okul yöneticileriyle
paylaştım ve 15 kadar öğrenciden oluşan bir çalışma ekibi kurdum.Hafta içinde
28 saat dersim olmasından dolayı çok yoruluyordum. O zamanlar böyle bir sınavın
tarihi önemini henüz görebilecek düzeyde olmadığımdan okul yönetimine
“bazı derslerimi azaltın da şu sınava öğrencileri daha iyi hazırlayayım”
demedim. Zaten deseydim bile onları ikna edebilecek bilgilere sahip değildim.
Açıkçası böylesi bir sınavda yeni mezun bir insan ne kadar başarılı
olabilirdi ki.Buna ben bile inanmıyordum.Bu nedenle öğrencilerle hafta sonları
ve bazı akşam saatlerinde çalışmalar yaptım. Ancak bu çalışmalarda çok
ümitli değildim. Çok uğraşmama rağmen sınırlı zaman içinde özel bir
çalışma alanı olan olimpiyat tarzı soruları anlamakta ve bunları öğrencilere
aktarmakta zorlanıyordum.Daha da ötesinde böyle bir sınav ilk defa yapılacaktı
ve fikir verecek bir soru koleksiyonu ortada yoktu.Daha önceki yıllarda lise 3
öğrencilerine yönelik olarak sorulan sorular yaklaşık yarım saat gibi uzun
sürede çözülmesi gereken farklı tipte sorulardan oluşuyordu o nedenle bu
sorular yapılacak testte karşımıza çıkacak olan sorulara örnek olamazdı. Üniversitede öğrendiğiniz fizik ile olimpiyat fiziği gerçekten
çok farklı dünyalardı. Aslında üniversitede daha önce anlattığım
nedenlerden dolayı fiziği çok iyi öğrenememiştim. Bu temel fizik bilgisi
üzerine kurulacak olan olimpiyat fiziğini ise hiç bilmiyordum.Bunların yanında
pedagoji birikimim oldukça yetersizdi. Öğrencilerin ilgi ve motivasyonunu nasıl
yüksek tutabileceğimi çok net olarak bilmiyordum. Teorik bilgiler zaman içinde
tecrübelere dönüşmesi gerekecekti ve bu açıdan zorlanıyor zaman zaman
hatalar yapıyordum. Sanırım en büyük avantajım heyecanım, isteğim ve
enerjimdi. Altı ay çalıştıktan sonra öğrencilerimiz Mayıs ayında sınava
girdiler. Sınav sonrasında cevapları karşılaştırmaya başlayınca pek de
parlak olmayan bir tablo ile karşılaştığımız kanaati oluştu. Sorulan 10
sorudan en fazla doğru işaretleyen 3-4 civarı gibiydi.Çoğu öğrenci ise sınavı
hatırlamak bile istemiyordu.Zor bir sınavdı. Zaten az olan
ümitlerimiz iyice sönmeye başlamıştı. |