Salih orta üçüncü sınıfta dünya üçüncüsü olmuştu
ama bu konuda okulda ilk başlarda tam destek görememiştim. Neden derseniz o yıllarda
Fen Liseleri sınavlarında derece yapmak okuldaki öğretmen arkadaşlar için
önemli bir başarı olarak görülüyordu.Salih’te ise Türkiyede ilk 10 a
hatta ilk 3 e girebilecek bir potansiyel vardı.Kimbilir belki de bu sınavda Türkiye
birincisi bile olabilirdi.Bu güçlü ihtimale karşılık olimpiyatlaarda milli
takıma girebilmek ve girilse bile bir madalya almak oldukça riskliydi.Daha önceki
yıl bu tür bir madalya alamamıştık ve Salih madalya alabilmek için yaş
olarak çok küçüktü . Bırakın Türkiye’yi dünyada bile
bu yaşta madalya alan öğrenci hiç olmamıştı.Bu nedenle büyük bir
kumar oynadığım düşünülüyordu. Ben de ısrarla Fen lisesi derecesinin çok önemli olmadığını
ve bir aşağılık kompleksini ifade ettiğini söylüyordum.”Okulunun
kalitesinden memnun olan bir öğrenci neden daha başka bir okula girmek üzere
sınavlara hazırlansın ki” diyordum. Yine de benim tezlerim alışılagelmiş
başarı anlayışıyla çatışıyordu. Ve bu konuda yalnız kalmıştım. Sanırım
başta Salihin kendisi olmak üzere yönetimden bir kaç insanın desteği
olmasaydı bu kumarı oynamamız mümkün olmayacaktı.Hatta Salih’in ailesi
bile sene başında gelip bu yaştaki bir öğrencinin olimpiyatlara hazırlanmasının
ne kadar mantıklı olduğunu öğrenmeye çalışıyorlardı. Onlar da doğal
olarak “illa da bir çalışma yapılacaksa bu Fen lisesi sınavı gibi daha
kolay bir şey olabilir” diye düşünüyorlardı. Ancak Salihin cesareti ve
benim ileri görüşüm bir araya gelince bütün engelleri teker teker aşmıştık. Sırada dünya şampiyonluğu vardı.Aslında 5 dalda yapılan
olimpiyatlara 1993 yılına kadar Türkiye sadece iki dalda yani matematik ve
fizikte katılmaktaydı Ve o güne kadar geçen süre içinde fizikte 35 kadar
öğrenci matematikte ise 72 öğrenci yurt dışında ülkemizi temsil etmiş
ama hiç biri en büyük hayal olan dünya birinciliği ödülünü yani altın
madalyayı alamamıştı. Bırakın altın madalyayı fizikte gümüş madalya
bile alamamıştık.Bu 35 öğrenciden sadece ikisi bronz madalya alabilmişlerdi.
Bu nedenle altın madalyayı almak hiç te kolay bir hedef değildi.Ancak
elimizdeki yeteneğe güveniyorduk.Bir sürpriz yapması beklenebilirdi.Salih
Lise 1’e başladığında ben gümüş madalyaya bile razıydım. Her milli takım seçmesinde olduğu gibi 93 yılında ABD ye gidecek ekibin seçilmesi yine üç aşamada gerçekleşiyordu. 92 Mayısında yapılan ilk sınavda seçilen 25 öğrenciden 8 i ekibimizdendi.Bu öğrenciler ikinci aşamada 9’a düşürülecekti ve bunlardan 5 i ekibimizdendi. Bu beş öğrenci içinde Salih Adem den başka Sinan Arslan, Burak Yılmaz, Taner Akbaş ve Mustafa Gök’te vardı. |