İzmir

Okulöncesi İlkokul Ortaöğretim Üniversite İzmir İstanbul Ankara

Home
Up

Mezun olunca soluğu İzmir'de aldım.O zamanlar ailem İzmir'deydi.  Tercihimde aile faktörü etkili oldu. Aslında bakanlığın öğretmenler arası  sınavında 2000 fizik öğretmeni arasında ikinci olmuş ve iyi bir yer sayılabilecek Tekirdağ Anadolu lisesine tayinim çıkmıştı. Bununla birlikte  İstanbul'daki özel okulları  araştırma fırsatım  ve müracaatım da olmamıştı. Tabi şimdi sorarsanız o zamanlar  bir Robert'e yada Koç'a  başvuruda bulunmadığıma hayıflanıyorum. Ama kader işte...

İzmir Özel Yamanlar Fen Lisesinde 1988 de göreve başladım. O yıllarda okul daha mezun vermemiş pek tanınmayan bir okuldu. Okulun İzmir'deki tanınmışlığı bahçesindeki cami biçimindeki kütüphaneden dolayı idi ! Okulun çok güçlü bir geçmişi olmadığından çok güçlü bir yönetim de yoktu. Bu nedenle oldukça zor şartlar içinde , fakat kimsenin zorlamamasına rağmen kendi içimden gelen motivasyonla inanılmaz bir tempoyla çalışmaya, kendi kaderimi oluşturmaya çalışıyordum.  O zamanlar kariyer açısından bana yol gösterecek bir çevrem yada rehberim de olmadığından çok iyi bir fizik öğretmeni olmak gibi kendi kendime oluşturduğum küçük bir hedefe kitlendim. Bu hedefe ulaşmak için en iyi yol alanımda bir takım başarılar elde etmekti. 8,5 yıl sonunda İzmir'den ayrıldığımda aslında bu hedefi fazlası ile elde etmiştim.

 

   
Daha birinci senenin sonunda henüz 23 yaşında stajyerliği kalkmamış bir acemi öğretmen olarak Lise 1 öğrencileri arası Fizik Olimpiyat Milli Takım aday kadro Türkiye geneli seçim sınavında ilk 16ya giren 3 öğrencinin çalıştırıcısıydım. Ve bu ilk birinciliğimdi. Bu sınav tarihin garip bir cilvesi olarak ilk defa o sene  yapıldı ve bir daha da yapılmadı. Aynı yıl matematikte de Türkiye birincisinin bizim okuldan çıkması TÜBİTAK'ı şaşırtmıştı. Tolga Etgü adlı bu çocuk iki defa üst üste milli takıma girip madalyalar aldı.Milli takımların aday kadrolarının seçilmesi işi önceki yıllarda sınav yapılmaksızın ÖSS de en iyi 20 okulun kendi yönetimlerinin seçimine bırakılıyordu. Daha sonraki yıllarda ise lise 2nci sınıf öğrencilerinin katılabileceği bir yarışmaya dönüştürüldü.
Bunda da en önemli etken Yamanlar gibi henüz yeni ve isim yapmamış bir okuldan da çok iyi çocukların çıkabileceğinin açık bir şekilde gözlenmiş olması oldu. İlk yıllarda çalışmak için okul dışı zamanları hafta sonlarını yaz tatillerini kullanıyorduk. Aşağıda resmi görülen son derece ilkel bir çalışma odamız vardı.

Olimpiyatlara hazırlanmak isteyen bir öğrenci için kaynak kitaplar yada zengin soru arşivleri yoktu. En önemli çalışmam öğrencilerin düzenli bir şekilde çalışabilecekleri zengin bir kaynak oluşturmaktı.Bu amaçla yurt dışındaki otoritelerle yazıştım. Kaynakları  bir yandan yazışmalar yada araştırmalar yaparak toparlamaya, bir yandan  tercüme etmeye , bir yandan anlamaya ve  çözmeye , bir yandan da derleyerek kitaplaştırmaya çalışıyordum

Belki de üst üste 5 yıl içinde 16 öğrencinin milli takıma girmesinde en önemli etkenlerden birisi bu lojistik çalışmaydı ve bunu tek başıma yardımcısız ve herhangi bir ek maddi kaynak olmaksızın yapıyordum. Bu kadar yoğun çalışmalar bir süre sonra meyvelerini vermeye başladı. Öğrencilerimle çok yorulduğumuz zamanlarda moral elde etmek için yakın bir ormanda piknik yapmaya gidiyorduk. Üçüncü senemde Türkiye'yi yurt dışında temsil edecek 5 kişilik milli takımın 4 üyesi öğrencilerimden oluşuyordu.Ve bunların takıma girmesi bir önceki sınavda garantileşmişti. Çünkü aday kadro 8 kişi ve bunların 7si ekibimizdendi. Bu da Türkiye'de ilk defa oluyordu.
Dördüncü senede bir inanılmaz gerçekleşti ve lise 3 öğrencilerinin yarıştığı dünya yarışmasına bir orta 3ncü sınıf öğrencimi gönderiyordum. Milli takım 5 kişiydi ve üçünü yine öğrencilerim oluşturmuştu.

Bu üç öğrenci şekildeki sırasıyla Salih Adem Sinan Aslan ve Hasan Güçlü ODTÜ den çalıştırıcı hocalarıyla birlikte Finlandiya'da.

Finlandiya'daki yarışma sonunda 3 öğrencimden sadece Salih madalya almıştı. Ama bu sonuç bir önceki senenin madalyasız haline göre oldukça iyi bir gelişmeydi.1985 yılından beri Türkiye ilk defa Fizik dalında bir olimpiyatta iki madalya almış oluyordu ki bu da ülkemiz adına iyi bir gelişmeydi. 

 

Salih Adem adlı bu öğrencim o sene bronz alarak ilk madalyamızı getirdi.Bu olay dünya tarihinde 23 senedir ilk kez oluyordu. Aynı öğrenci sonraki yıllarda dört kez milli takıma üstüste seçildi. Bu  tür bir başarı da bir dünya rekoru idi. Dört sene içinde dört ayrı kıtada yarışan bu öğrenci tek başına iki altın iki bronz aldı.

Diğer öğrencilerimin aldığı madalyaları da hesaba katarsak İzmirden ayrıldığımda o zaman kadar Türkiye'nin fizikte alınan madalyaların yarısı kadarına imza atmıştım.Beşinci senemizde milli takıma ikinci defa dört öğrencimiz seçilmişti. Öğrencilerimiz büyük bir enerjiyle çalıştılar. ABD dönüşü Salih Adem adlı öğrencimiz Türkiye'ye katıldığı bilim olimpiyatlarında tarihindeki ilk altın madalyayı kazandırmıştı.  Diğer öğrencilerimizden Sinan Arslan bronz,  Burak ve Taner ise mansiyon almışlardı.Bu sene Türkiye'nin bir yarışmada bütün öğrencilerinin madalya aldığı tarihindeki ilk sene oluyordu

Salih 13 yaşında

Altıncı senemizde milli takıma seçilen 3 öğrencimiz Çine gittiler. Ekipte Salih Adem , Yasin Ekinci , İbrahim Kimukin vardı. O sene Fizikte  üst üste milli takıma öğrenci verdiğimiz dördüncü senemizdi. Bu öğrencilerle birlikte son dört yılda milli takıma seçilen 20 öğrencinin 14 ünü yetiştirmiştim.

Bu inanılmaz bir olaydı. Adeta bir fabrika gibi çalışıyorduk.Türkiye  takım halinde o güne kadarki en iyi skorunu elde ederek Dünya yedincisi olmasına rağmen değerlendirme sisteminin azizliğine uğrayarak öğrencilerimiz sadece bronz (Salih Adem) ve mansiyon (Yasin Ekinci) alabildiler.1995 te ise milli takım Avustralya'ya gitti.5 kişilik milli takımda 2 öğrenci Salih Adem ile Fatih Memiş ekibimizdendi.Salih altın Fatih ise gümüş madalya aldılar. 96 yılında ise hiç bir öğrencimiz milli takıma giremedi.Enteresan bir şekilde o sene Türkiye takım halinde son 12 yılın en kötü sonucunu elde etti.

91-96 yılları arasında milli takıma 17 öğrenci göndermiştim. Çok sayıda ulusal ve uluslararası proje yarışmasında bir çok ödül almıştık. Laboratuarların zenginleştirilmesi için bu alanda uzman ve meşhur bir Rus fizikçiyi getirmiş ve onunla iki yıl birlikte çalışmıştık. Bu alanda 8 özel kitap hazırlamıştım ve kitaplarım sonraki yıllarda birçok okulun ve yarışan öğrencilerin kaynak kitabı olmuştu  . Bilgisayar destekli deney sistemlerini kurmuş ve özel öğrencilerin seçilmesi için yetenek  ve kişilik testleri üzerinde yoğun çalışmalar yapmıştık .Hatta dünyaca meşhur  16 PF testinin amatör bir simulasyonunu bilgisayar ortamına aktardım.

Bütün bu başarılara rağmen 8 yılın sonunda okul bana dar  ve hedefim bana yetersiz gelmeye, sıkılmaya başlamıştım . Eğitim sistemlerine , okul yönetimine ve yeni teknolojilere ilgi duyuyordum.Ancak bunlara erişmem verimimi azaltır diye endişe edilerek engelleniyordum. Daha büyük projeler ve daha parlak bir ekonomik gelecek arayışı içindeydim.Bu kadar öğrenciyi yurt dışına göndermeme rağmen çalıştığım okul yada resmi yetkililer destek olup bir defa olsun yurt dışına çıkabilecek ekonomik gücüm olmamıştı. Bu süre içinde bir sürü madalya kazandırmış olmama rağmen resmi olarak aldığım ödül sayılabilecek herhangi bir belgem yada okul tarafından sağlanmış ekonomik avantajım veya md yardımcılığı gibi de olsa yönetimde söz sahibi olmamı sağlayacak bir konumum yoktu. İsimsiz bir kahramandım !

Kabuğu kırma zamanı gelmişti! Sonunda okul yönetimi tarafından değerimin ve düşüncelerimin anlaşılamadığıma karar verip  kış ortasında bir istifa dilekçesiyle İzmir'i terk ettim.  İstanbula gelince geçici olarak bir yayınevinde yazarlığa başladım. Öyle bir yol çizmiştim ki başka bir okulda işe başlamam kolay olmayacaktı. Normal öğretmenliğin dışında özel çalıştırıcı denilebilecek lüks bir görev yapmıştım. Okulda süregelen normal olaylarla pek ilgim olmadığından bırakın yöneticiliği fizik öğretmenliğini bile üstlenmeme bazı okullar cesaret edememişti. Daha güncel bir ihtiyaç olan dershanecilik yönüm yok denecek kadar zayıftı. Rahatlıkla ortada kalabilirdim. Aykırı bir hayat yaşamanın sonuçlarına ve sıkıntılarına katlanmam gerekiyordu ve bunu göze ala ala İstanbul'a 97nin Ocak ayında geldim.