91-96 yılları arasında milli takıma 17 öğrenci göndermiştim.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası proje yarışmasında bir çok ödül almıştık.
Laboratuarların
zenginleştirilmesi için bu alanda uzman ve meşhur bir Rus fizikçiyi getirmiş
ve onunla iki yıl birlikte çalışmıştık. Bu alanda 8 özel kitap hazırlamıştım
ve kitaplarım sonraki yıllarda birçok okulun ve yarışan öğrencilerin
kaynak kitabı olmuştu . Bilgisayar destekli deney sistemlerini kurmuş
ve özel öğrencilerin seçilmesi için yetenek ve kişilik testleri üzerinde
yoğun çalışmalar yapmıştık .Hatta dünyaca meşhur 16 PF testinin amatör
bir simulasyonunu bilgisayar ortamına aktardım.
Bütün bu başarılara rağmen 8 yılın sonunda okul bana dar ve hedefim bana yetersiz gelmeye,
sıkılmaya başlamıştım
. Eğitim sistemlerine , okul yönetimine ve yeni teknolojilere ilgi
duyuyordum.Ancak bunlara erişmem verimimi azaltır diye endişe edilerek
engelleniyordum. Daha büyük projeler ve daha parlak bir ekonomik gelecek arayışı içindeydim.Bu
kadar öğrenciyi yurt dışına göndermeme rağmen çalıştığım okul yada
resmi yetkililer destek olup bir defa olsun yurt dışına çıkabilecek
ekonomik gücüm olmamıştı. Bu süre içinde bir sürü madalya kazandırmış
olmama rağmen resmi olarak aldığım ödül sayılabilecek herhangi bir belgem
yada okul tarafından sağlanmış ekonomik avantajım veya md yardımcılığı
gibi de olsa yönetimde söz sahibi olmamı sağlayacak bir konumum yoktu. İsimsiz
bir kahramandım !
Kabuğu kırma zamanı gelmişti! Sonunda okul yönetimi tarafından değerimin ve düşüncelerimin anlaşılamadığıma
karar verip kış
ortasında bir istifa dilekçesiyle İzmir'i terk ettim. İstanbula gelince geçici olarak bir yayınevinde yazarlığa başladım.
Öyle
bir yol çizmiştim ki başka bir okulda işe başlamam kolay olmayacaktı.
Normal
öğretmenliğin dışında özel çalıştırıcı denilebilecek lüks bir görev
yapmıştım. Okulda süregelen normal olaylarla pek ilgim olmadığından bırakın
yöneticiliği fizik öğretmenliğini bile üstlenmeme bazı okullar cesaret
edememişti. Daha güncel bir ihtiyaç olan dershanecilik yönüm yok denecek
kadar zayıftı. Rahatlıkla ortada kalabilirdim. Aykırı bir hayat yaşamanın
sonuçlarına ve sıkıntılarına katlanmam gerekiyordu ve bunu göze ala ala
İstanbul'a 97nin Ocak ayında geldim.